Bugün rasyonel veya manevi bir şeyin doğruluğu için kullanılan ölçü mihenktir. Mihenk bir şeyin rasyonelliğini ölçen alettir. Çoğu alim bir fikir üretirken önce mihenge vurulmasını ister. İşte bu mihenk dediğimiz şey akıldır.
Fakat bugün ilahi metinleri yorumlamada hiç böyle bir endişe duyulmuyor. Yani Kur’an’ı yorumlamada böyle bir mihenge ihtiyaç duyulmuyor. Kastettiğim sadece fen ve felsefe ile yoğrulmuş akıl değildir. Ayrıca Kur’an ve Hz. Muhammed (sav)’in sünneti (söz, fiil ve takrir) ile de yoğrulması gerekir. Çünkü Kur’an en birinci muhatabı Hz. Peygamberdir. Dolayısıyla Kur’an’ı en doğru anlayan da yine o dur, hatta Hz. Peygamberin ashabı yani sahabe dediğimiz kişilerin bile fikirlerini benimsemek gerek çünkü onlar da hem Kur’an’ın ilk muhatabı hem de ayetlerin indiği ortamda hazır olarak bulunan kişilerdir. Bu yüzden Hz. Peygamberden sonra ayetleri en iyi anlayan onlardır.
İşte biz İslam literatüründe bu iki kaynakla (Kur’an ve sünnet) yoğrulan akıl için mihenge vur deriz, aksi takdirde o akıl dini metinleri yorumlama üzerinde sağlıklı bir yorum yapamaz. Bugün gelinen noktada budur aslında. Herkes bugün sosyal toplumda popüler olan bir şey hakkında uzman kesilebiliyor; örneğin seçim zamanı gelince herkes politikacı olur. Önemli bir maç gündeme geldiğinde ise herkes bu sefer spor yorumcusu olur. Fakat hiç kimse bu konuda uzmanların fikrini sormaz. Herkes yerine göre uzmandır çünkü.
Bugün bir şey hakkında konuşulacaksa eğer, o şeye yaptığı yorumları doğruymuş gibi vermek her akıllı insanın işi değildir. Özellikle konu dogmatik olan ilahi kitap Kur’an üzerine olunca. Maalesef bugün Kur’an üzerinde herkes bir futbol maçı gibi yorum yapabiliyor. Allah’ın ayetleri herkesin ağzında sakız gibi dolaşıyor. Peki bu yorumların hangisi doğru veya birbirleriyle tutarlı? Sorsanız herkes alim. Eğer bu son din ve son kitapsa neden herkes bir fikir üzerine ittifak edemiyor? Bunun tek bir sebebi var o da ayeti yorum konusunda soracağı ilim sahibi kişiler “özellikle de konuşacağı zaman kimsenin itiraz edemeyeceği Hz. Peygamber” varken, herkesin uzman olmadığı halde ayetler üzerinde yorum yapmasıdır. Bu yorumu yaparkende daha öncesinde herhangi bir ilim tahsil etmemiştir; Arap dili ve Edebiyatı başta olmak üzere tefsir, fıkıh, hadis gibi ilimler..
Bu konuda alimlerin görüşüne de bakmak sağlıklı bir yorum yapmak için gereklidir. Fakat kendinden önceki alimleri beğenmemekle yetinmeyip onlara hurafe ve uydurma gibi görüşleride isnad eder. Fakat bu noktada kendisinin o kıt aklıyla Kur’an üzerine yaptığı yorumlarla farklı farklı görüşler ortaya çıkardığının farkında bile değil. Allah diyor ki:
“Bilmiyorsanız eğer, alimlere sorun”[1]
Maalesef Allah’ın bize koyduğu bu ölçüyü yerine getiren yok. Kendisinden önce gelen; Kur’an’ı ezbere bilen, yüzlerce eser kitap okuyan, ilim derecesiyle bugünün proflarını ceplerinden çıkaran, zamanında çok yüksek ilim sahipleriyle tartışan, hemen hemen her konuya hakim olan (fen bilimleriyle din ilimleri) alimlerden söz ediyorum. Evet maalesef bu kişileri beğenmeyip okuduğu iki ayetle başımıza ahkam kesilen kişilere göre Kur’an onlara yetermiş. Allah Kur’an’da bir çok ayette defalarca Hz. Peygambere uyulmasını emreder[2]. Fakat bugün Hz.peygambere uyulması iki zümre tarafından yanlış anlaşılmış; birincisi, Hz. Peygambere körü körüne uyan cahil, taassup sahibi hocalar ki biz buna ifrat deriz.
İkincisi ise Hz. Peygambere uyulmasına gerek duymayan bize Kur’an yeter diyen kişiler, buna da tefrit diyoruz. İkisi de zararlı; birincisi Kur’an’daki bilimsel gelişmelere karşı çıkıp her şeyin Hz. Peygamber devrinde açıklandığını savunarak bunun dışında bir şey getirenleri bid’at (dine sonradan giren) ile suçlayıp tekfir (kafir) eder. İkincisi de fen ve felsefeden aldığı dersle dindeki geçmişte yapılan şeyleri beğenmeyip dinde reform oluşturmaktır. Bunun ölçüsü ise ikisinin doğru kullanılmasıdır: “Kalbin ziyası din ilimleri, aklın nuru fen bilimleridir. İkisinin imtizacıyla hakikat tecelli eder.”[3]
Bu özelliklere sahip alimler ne kadar çok bilgili de olsalar Kur’an üzerinde sağlıklı bir yorum yapmak için ihtiyatlı davranmışlar. Örneğin İmam Şafii Arapça bilmesine rağmen fasih Arapçaya hakim olmak için uzun bir süre çölde bedevilerin arasında kalıyor. Ona göre Arapça sıradan bir dil olarak görülemez; ilâhî hitabın doğru anlaşılabilmesi Arapça’nın bütün incelikleriyle kavranmasına bağlıdır[4]. Ama maalesef bugün Kur’an üzerinde yorum yapan kişilerin bırakın fasih Arapçayı bilmesi, bir imam hatip öğrencisinin bile bildiği mübteda haberi (özne ve yüklem) bile bilmiyorlar. Sadece mealine bakıp Kur’an’ı anlamanın yeterli olduğunun görüşündedirler. Fakat Kur’an’ın hakiki tercümesi kabil değil [5]. Sonuçta o sabit ve tek yorumdan ziyade bir çok manaya gelebilecek bir özelliğe sahip. Aksi takdirde mucize olmazdı ve günümüzde hala o akıcı, fasih ve akıcılığını koruyamayacak idi. Bu yüzden Kur’an üzerine sağlıklı bir yorum için Kur’an’ın ilk muhatabı olan Hz. Peygamberin hadislerine ve sahabenin görüşlerine bakmak gerekir. Böyle olmadığı takdirde bir fikir üzerinde uzlaşmamız mümkün değildir.
Bir fikir üzerinde uzlaşmak derken, kastettiğim; Kur’an’da temel hüküm ve kurallar başta olmak üzere ümmeti parçalara ayırıp ihtilafa ayıracak ayetlerdir. Eğer bu ayetler doğru anlaşılıp yorumlanmanzsa ümmeti ihtilafa sebebiyet verir. Bunların sağlıklı yorumlanması için Hz. Peygamberin hadislerine bakmak gerekir.
Sonuç olarak;
Kur’an sadece bir anayasa kitabı değildir. Bir matematik, biyoloji, fizik, kimya v.b bilimleri kapsayan kitaptır ayrıca. İşte bu konu üzerinde (fen bilimleri) farklı farklı yorumların çıkması doğaldır ve gereklidir. Fakat eğer anayasa hükümleri gibi buna benzer bir çok ayet, hadislere bakmadan ve ayetlerin ilk indiği toplumun nasıl uygulandığına bakılmadan yorumlanırsa eğer, hem Allah’ın murad ettiği ümmet anlayışı oluşmaz hemde herkes tarafından ayetler suistimal edilerek farklı görüşlerin çıkmasına sebebiyet verecektir.
Abdülcelil SEZER
[1]Kur’an, Nahl/43
[2]Kur’an, Nisa/59
[3]Said Nursi, Risale-i Nur, Münazarat
[4]İmam Şafiî, TDV İslam Ansiklopedisi
[5]Said Nursi, Risale-i Nur, Sözler
Yazarlık alanında başladığın bu yol da daima başarılı olmanı temenni ediyor, devamının gelmesini de canı gönülden istiyorum. İlk yazmış oldugun bu güzel, anlamlı ve bilgili yazının gerekli değeri görmesini de canı gönülden istiyorum gerçekten insanlik ve İslam adına ileriki zamanlar da daha cok araştırma yapıp insanlara gerçek dinin nasıl olması gerektigini ve yaşanması gereken dinin nasıl olması gerektiği konusunda da daha faydalı bilgiler sağlayacağından son derece eminim. Yolun bahtın açık olsun kardeşim.
Şu güzel yazından ve çok doğru kaynak secimlerinden dolayı seni tebrik ediyorum nice başarılara güzel dostum👏👏👏
Tebrikler. Güzel olmuş. Allah muvaffak etsin.